İletişim
ozge@ozgesezen.com
0530 286 68 40
Valikonağı Cad. Efe Apt. No: 171/1
Nişantaşı, Şişli / İstanbul
Sosyal
Image Alt

Aşk Hakkında Dört Efsane

Aşk hakkındaki efsaneler yıllardır kitaplarla, romantik komedi filmleriyle adeta gerçekmiş gibi zihnimize kazındı. Bu efsaneler eğer bir ilişkimiz varsa ilişkiden aldığımız tatmini düşürebiliyor.

Eğer bir partnerimiz yoksa bir ilişkiden beklediklerimizi ve seçimlerimizi etkileyebiliyor. Aşk hakkında doğru sandığımız efsaneler, çiftlerin ilişki terapisi ihtiyacının nedeni olabiliyor.

Efsane 1: Aşk kolay olmalı!

Aşağıdaki gibi bir insanla uzun süre beraber yaşadığınızı düşünün. Sizce bu kolay mı;?

  • Farklı düşünce ve duyguları olan.
  • Farklı ilgi alanları olan.
  • Ev işleri, cinsellik, para, din, ebeveynlik, tatiller, iş ile ilgili farklı beklentileri olan.
  • Farklı iletişim ve tartışma tarzlarına sahip.
  • Zevk aldığı ya da korktuğu şeylere sizden farklı tepkiler veren,
  • Temizlik ve düzen ile ilgili farklı beklentileri olan.
  • İyi anlaşamadığınız akrabaları ve arkadaşları olan.
  • Size tuhaf gelen alışkanlıkları olan. 

Bu size inandırıcı geliyor mu? Zihnimiz çabucak şu yargıya varıyor. Eğer uyumlu ve bize benzeyen bir partnerimiz varsa ilişkimiz daha kolay olur. Ama burda Efsane 3’e dönüp bakmakta fayda var. Mükemmel partner!. Gerçek şu ki, siz ve eşiniz arasında yukarıda belirtilen alanların bazılarında veya hepsinde ya da başka alanlarda her zaman ya da zaman zaman önemli farklılıklar olacaktır. İlişkilerin kolay olmaması işte bu yüzden. İlişkiler sağlıklı iletişime, uzlaşmaya, sağlıklı bir tartışma deneyimine ihtiyaç duyar. Bu da tüm bu farklılıkları kabul etmeyi gerektiriyor. Ayrıca arzularınızın, ihtiyaçlarınızın farkında olmak ve dürüstçe dile getirmek de bir diğer gereklilik. Ve eğer size iyi gelmeyen durumlar karşısında zaman zaman hayır diyebilmek!

Ama şunu da inkar etmemek gerek. Bazı çiftlerin daha fazla ortak noktası var. Bazı çiftler doğal olarak daha iyimser, sakin ve kolay. Bazı çiftlerin mükemmel iletişim becerileri var. Bazı çiftlerin ise ilgi alanları neredeyse aynı. Açık olmak gerekirse, eğer bir ilişkide iki taraf da doğa sporlarını seviyorsa, yaz tatili için deniz kenarında bir tatil yerine kaya tırmanışına gitmek daha kolay olacaktır.  Ancak ne kadar ortak yönünüz olursa olsun, sizi zorlayan her zaman bir takım farklılıklar olacaktır. Ama ilişki terapisi ile ya da kendinizle ilgili yapacağınız çalışmalarla farklılıkları kabul etmek ve bu farklılıkları yok etmeye çalışmadan onlarla beraber ilişkiye devam edebilmek mümkün.

Eşinizin farklılıklarını tam olarak kabul etmeyi öğrenirken, hayal kırıklığının, kızgınlığın veya öfkenin dağılmaya başladığını göreceksiniz. İlişkiyi sağlıklı tutmak için tüm bunları kabul etmek önemli bir adımdır. İlişkinizi nasıl sağlıklı tutabileceğiniz ile ilgili önerilerin yer aldığı yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Mutlu Çiftler: İlişkinizi Nasıl Sağlıklı Tutabilirsiniz?

Efsane 2: Sonsuz Aşk

Sonsuz aşk gerçekten var mı? Bu akıl karıştırıcı bir soru. Genellikle insanlar aşk hakkında konuştuğunda duygusal bir durumdan söz ederler. Aşk: harika bir düşünce, duygu ve his karışımı. Aşkı bu şekilde tanımlamanın problemi, duyguların çok uzun sürmemesidir. Tıpkı gökyüzündeki bulutların sürekli değişmesi gibi duygular da sürekli değişim halindedir. Dolayısıyla aşkı bir duygu olarak tanımladığımız sürece, asla sonsuz olamaz.

Elbette bir ilişkinin ilk günlerinde sevgi duyguları daha yoğundur ve daha uzun sürer.  Genel olarak buna “balayı evresi” diyoruz. Balayı evresi nadiren uzun sürer. Ve bittiğinde genellikle bir kayıp hissi yaşanır. Balayı evresi sona erdiğinde, birçok insan eşlerinden artık aşık hissetmiyorum diyerek ayrılıyor. Sen benim için doğru partner değilsin!.

Bu oldukça üzücü bir durum. Çok az insan otantik, sevgi dolu, anlamlı bir ilişkinin tipik olarak balayı aşaması sona erdiğinde geliştiğinin farkındadır. Balayı evresi sizi sarhoş eden ve duyularınızla oynayan bir evre. Etkisi altındayken herşey harika görünüyor!. Ama bu görünen gerçek değil. Balayı evresinden sonra gördüğünüz eşinizin gerçek hali. Beyaz atlı prensinizin atının aslında bir eşek olduğunu tam da bu anda fark ediyorsunuz. Doğal olarak bu oldukça şok edici. Ancak gerçek ve samimi bir ilişki kurma fırsatı eşeği gördükten sonra doğuyor. Ve ilişki yaşlandıkça yeni duygular gelişiyor. Bu duygular belki balayı evresindeki gibi yoğun değil ama sonsuz, zengin ve tatmin edici.

Efsane 3: Mükemmel Partner!

Dışarıda bir yerlerde sizin için mükemmel bir partner var. Onu bulmanız lazım. Onu bulunca hayatınız anlam kazanacak. Tüm hayallerinizi gerçekleştirecek ve tüm ihtiyaçlarınızı karşılayacak olan kişi o. 

Gerçek şu ki mükemmel partner diye bir şey yok. Bu fikri ilk başta kabul etmek gerçekten zor. Partnerinizin sizin için mükemmel eş olup olmadığını test etmeye son vermek , onu başkalarıyla karşılaştırmadan ilişkiye devam etmek de  zor. Eşimiz değişse ve mükemmel partnere dönüşse hayatınız nasıl değişir bunu düşünmemek de gerçekten zor.

İlişkinizde gerçekten yolunda gitmeyen birşeyler olabilir. İşte o zaman hiçbir şey yapmadan yolunuza devam etmek zorunda değilsiniz. Eğer istiyorsanız değişiklik yapma özgürlüğü sizin. İlişki terapisinde amaç kesinlikle bu olmamalı. Terapide amacımız  “mükemmel partner” düşünce kalıplarına körü körüne bağlı kalmanın  yaşamda nelere mal olduğunun farkına varmak. Bu inançlara mesafe alıp dürüst bir şekilde karşıdan bakmayı öğrenmek. “Mükemmel partner” ile ilgili düşünce kalıpları sizi hayal kırıklığına uğratıyor mu? Eşinize karşı öfkelenmenize neden oluyor mu? İşte burada önemli olan, eşinizin nasıl olması gerektiği ile ilgili inançlarınızın ne kadar gerçekçi olduğu. İşte ilişki terapisi bunu amaçlıyor. Tüm bu olumsuz inançlar ilişkinizi iyileştiriyor mu yoksa ilişkinize zarar mı veriyor? Terapide bunları fark etmek ve değişim için bir adım atmak mümkün.

Efsane 4: Beni tamamlıyorsun!

Birbirini tamamlayan çiftlere romantik komedi filmlerinden alışığız. Ama bu efsaneye inanmak bize bir sürü problem getirecektir. 

Partneriniz olmadan eksik olduğunuzu düşünmeniz, muhtaç, bağımlı, yalnız kalmaktan korkan bir kişi gibi hissetmenize sebep olur. Ama bu efsaneden uzaklaşıp objektif olarak durumu değerlendirirseniz, bir partneriniz olsun ya da olmasın aslında zaten tamamlanmış bir birey olduğunuzu fark edersiniz. Ama zihnimiz bunu kolayca kabul etmeyecektir. Çünkü bizler zaman zaman kendimizi eleştirmeye oldukça eğilimli olabiliyoruz. İşte o zaman bir partnerimiz olmadan tamamlanmamış olduğumuz fikrine kolayca kapılabiliyoruz. Kendimizle ilgili çalışmaya başladıkça, benliğimizin ve ihtiyaçlarımızın farkına vardıkça başkalarından bağımsız olan bir  bütünlük duygusu yaşayacaksınız. Bu ilişkinizde ve kendinize karşı daha dürüst olmanızı sağlar. Kendinizi daha doğru ve dürüstçe partnerinize ifade edebilir, ihtiyaç duyduğunuz ne varsa onları talep edebilir, reddedilme ve terk edilme korkusu olmadan bir ilişkiyi sürdürebilirsiniz. 

Tüm bunların ışığında, aşkı düşünmek için daha yararlı bir yol önermek istiyorum. Aşkı bir duygu yerine, bir eylem olarak düşünün. Aşk duygusu gelir ve bir hevesle gidebilir. Ama aşk eylemi nasıl hissettiğinize bağlı olmadan yapabileceğiniz bir şeydir. Örneğin bir tartışma sırasında bağırıp çağırmak ve uzaklaşmak bir seçenektir. Fakat problemi sağlıklı bir şekilde konuşarak çözmeye çalışmak ise aşk eylemidir. 

Russ Harris’in Act with Love adlı kitabından alınmıştır.